Hormon Üzerine | Yazdır |  Posta

Horman Üzerine


1 – Hormon nedir?
Bitki bünyesinde büyüme ile buna bağlı fizyolojik olayları kontrol eden organik maddelere hormon denir. Bu hormonlar bitkilerden alınıp yoğunlaştırılarak büyüme maddesi şeklinde düzenlenir ve başka bitkilerde de kullanılabilir. Bitkisel kökenli ve organik oldukları için de zararlı değildirler ve insan vücudundaki östrojen gibi hormonlarla ilgileri yoktur. Ancak son yıllarda “bitki gelişim düzenleyici” (BGD) adıyla sentetik hormon da üretilmeye başlandı.

2 – BGD Türkiye’de kullanılır mı?
BGD’ler sentetik ve organik bazı kimyasal madde karışımlarını kapsıyor. Doğal hormonlar gibi meyve irileştirmek, köklendirmek ya da gelişmeyi durdurmak için uygulanıyor. Ayrıca meyve tutturmak veya seyreltmek için de. İspanya, İtalya, Yunanistan, Fas, Tunus, ABD, Güney Afrika, Türkiye gibi seracılık, çekirdeksiz sultani üzüm, narenciye ve çiçek üretimi yapılan tüm ülkelerde BGD’lere başvuruluyor.

3 – Hangi meyve ve sebzelerde BGD kullanılır; zararlı mıdır?
Çekirdeksiz üzümde meyve seyreltmek ve irileştirmek, narenciyede meyve seyreltmek ve dökülmeyi engellemek, domates, patlıcan ve kısmen sakız kabağında meyve tutumunu sağlamak için kullanılır. Bitkilerin yapraklarına püskürtülerek uygulanır. Doz aşılır, hasattan yeterli süre önce kullanımı durdurulmazsa insan vücudunda birikip zararlı olabilir. Aşırı kıllanma gibi sonuçlar yaratabilir. BGD kullanıldıktan sonra domateste 60-90 gün, patlıcanda 30, üzümde 45, narenciyede 150 günlük bekleme sürelerinin ardından hasat yapılır.

4 – Her domates, patlıcan ve kabakta mutlaka BGD kullanılmış mıdır?
Talebe bağlı olarak doğal vejetasyon dönemi bitki dışında yetiştirmek için doğayı zorluyoruz. Sebze üretiminin yapıldığı bazı seralarda kışın sıcaklık 13 derecenin altına iner. Oysa döllenme için en az 13-15 derece sıcaklık gerekir. Bu tip seralarda kışın döllenme gerçekleştirmek ve meyve tutumu sağlamak için BGD kullanılır. Ama sıcaklık 10 derecenin altına inmediği sürece doğal tozlanma gerçekleştiren “bombus arısı” adlı canlının kullanıldığı sera sayısı da artıyor. Böylece, BGD kullanmadan kışın da domates – patlıcan – kabak üretilebiliyor.

5 – Hangi meyve ve sebzede hormon kullanılmaz?
Genel kanının aksine çilek, hıyar, biber, karpuz ve kavunda, üretime ve verime herhangi bir katkısı olmadığı için BGD kullanılmaz.

6 – Şekilsiz meyve ve sebzelerin hepsi hormonlu mudur?
BGD’ler önerilen doz ve dönemde kullanılmazsa yaprak ve meyvelerde deformasyona, meyve içlerinin boşalmasına, memeli meyve oluşumuna yol açabilir. Ancak sebze ve meyvelerde element eksiklikleri, yetiştirme koşulları, hava sıcaklığı, döllenme yetersizliği ve genetik yapı gibi farklı nedenlerle de şekilsiz, yapışık ve ikiz meyveler oluşur. Yani şekilsiz meyvelerin hepsi hormonlu değildir.

7 – Meyve ve sebzelerin artık eski tadı kalmadı. Bu da BGD’nin suçu mu?
Evet, tatsız ve kokusuz meyve ve sebzelerle BGD’lerin ilgisi vardır. Olgunlaşmayı hızlandırmak, çekirdeği azaltmak gibi girişimler buna neden olur. Ama aşırı sulama, pazara erken ulaştırmak için vaktinden önce toplama gibi nedenler de koku ve tat sorunu yaratır.

8 – Pestisit nedir, neden kullanılır?
Türkiye’de 60’ın üzerinde ekonomik öneme sahip kültür bitkisi yetiştirilmekte olup, bu bitkilere 250’ye yakın zararlı, 90’a yakın hastalık etmeni ve 70 civarında yabancı ot zarar verir. Bu zararları önleyebilmek için pestisit denen zirai mücadele ilaçları kullanılır. Öyle ki, örneğin ilaç kullanmadan kurtsuz elma üretmek çok büyük ihtimalle mümkün olmaz. Bu tür zararlılara dayanıklı bitki yetiştirmek için ıslah çalışmalarıysa insan ömrüne yakın zaman alır. Buna karşılık zararlılarla organik mücadele yöntemleri var ve organik tarım sertifika kuruluşları bunu muntazam olarak kontrol eder. Yine de bu şekilde yetiştirilen bir ilme ilaçlanandan daha kusurlu görünür. Pazarda, manavda “hormonsuz”, “organik” gibi ibarelerle yüksek fiyatlara satılan meyve ve sebzelerin çoğu tüketiciyi yanıltmaya yönelik. Çünkü organik ürünün yanında sertifikası olmalı.

9 – Pestisitler zararlı mıdır?
Pestisitler kullanıcı, tüketici ve hayvanlar açısından güvenilir, çevreye ve yararlı organizmalara zararsız olmak koşuluyla üretilir. Uygun olmayan dozda, uygun olmayan zamanda kullanılmaları durumunda son derecede zararlı kimyasallardır. Türkiye’de özellikle Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Marmara’da kullanılır. Ancak Türkiye’de hektar başına ilaç kullanımı 0.596 kilogramken bu Fransa ve Almanya’da 4.7, İtalya’da 7.6, Belçika’da 11.3, Hollanda’da 17.8 kilogramdır.

10 – Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) nedir?
Kendi türü dışında bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikro organizmalara GDO denir. En çok yabancı ot ilacına ve zararlılara dayanıklılık sağlamak, raf ömrünü uzatmak, tat ve aroma artırmak, besin değeri açısından zenginleştirmek gibi gerekçelerle GDO üretimi yapılır. Bu çokuluslu şirketler için son derecede karlı bir faaliyet alanıdır. Çünkü içinden üreme yeteneği köreltilen tohumlar patentlenerek mülkiyete konu edilir, kullananlar her yıl yüksek tohum ve ilaç parası öder. Dünyada GDO üretiminin yüzde 99’u ABD, Arjantin, Kanada ve Çin’de gerçekleştirilir. GDO türlü ürünlerin yüzde 99’unu soya, mısır, pamuk ve kolza oluşturur.

Yasal olarak GDO üretimi yapılamayan Türkiye’ye 1998’den beri özellikle ABD ve Arjantin’den bu ürünler giriyor. Çoğunlukla mısır ve soyadan işlenen 700’den fazla ürün tüketici sofrasına ulaşıyor. Tarlalara GDO’ların girmesiyse zengin bitki çeşitliliği üzerinde büyük tehdit oluşturuyor. İnsanda alerjik reaksiyonlara neden olabildikleri, antibiyotiklere direnç oluşturdukları biliniyor. Bilinmeyen, gelecek nesillerde ne tür genetik etkiler yapabilecekleri.

SEBZELERDE HORMON KULLANIMI
Bitkilerdeki büyüme ve gelişme olaylarını yönlendiren, çok düşük yoğunluklarda bile etkili olabilen bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddelere hormon denir. Hormonları büyüme düzenleyici maddeler olarak da isimlendirebiliriz. Hormonlar Türkiye de ilk defa 1960’lı yıllarda GA3 (Giberallic Acid) çekirdeksiz üzümde kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde büyümeyi teşvik edici etkilere sahip hormonlar gibi büyümeyi geriletici hormonlarda vardır. Bunlara örnek olarak, kültür bitkilerindeki yabancı otları öldürmek için hormon içerikli kimyasallar yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Buğdayda dar ve geniş yapraklı otları öldürmek için buğdaya zarar vermeyen hormon içerikli yabancı ot ilaçları kullanılmaktadır.


Tarım alanlarımızın marjinal sınıra ulaştığı ve bu nedenle üretimin arttırılmasının ancak verim artışıyla mümkün olduğu bir gerçektir. Yalnızca organik ve biyolojik yöntemlerle tarımsal üretim yapmak, hedeflediğimiz kalite ve verimlilikte ürün elde etmemizi sınırlandırmaktadır. Zararlı, hastalık ve yabancı otlara karşı korumasız bir tarım düşünülemez. Söz konusu etmenlere karşı alınan koruma yöntemleri arasında %75 gibi bir paya sahip olan kimyasal yöntemlerin uygulamadan kaldırılması günümüzdeki tarımsal üretimin yarısını gözden çıkarmak anlamına gelmektedir. Buna karşı ilaç kalıntısının insan sağlığı için risk olan boyutunun değerlendirilmesi ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulan maksimum kalıntı limitleri (MRL- Maksimum Residue Level), milyonda kısım (PPM Partpermilion) veya mg/kg olarak hesaplanmıştır. Beslenme alışkanlıkları dikkate alınarak tüketilen ürünler için maksimum kodeks değerleri ülkeler düzeyinde oluşturulur. Bu değerler yetiştiricilerin önerilen kullanma dozu ve son ilaçlama ile hasat aralığına uymalarını sağlamak içindir. Gerçekte insan sağlığı açısından 100 kat güvenliği ifade eder. Yediğimiz içtiğimiz zehir

Sanayileşmenin getirdiği imkanlar sonucunda zirai ürünlerin üretim ve korunmasında birçok kimyasal madde kullanılmaya başladı. Bünyesinde zehir bulunduran bu maddelerin pek çoğunun insan vücuduna ve tabiata zarar vermesi sonucu alternatif tarım yöntemleri aranıyor.

Aslında bir çoğumuz bunun bilincinde; soframıza konan, ağzımıza götürdüğümüz bir çok yiyecek zehir ihtiva ediyor.

Boğazımızdan midemize inen gıdalarla birlikte yavaş yavaş ölmeye de başlıyoruz. Buna rağmen bu gerçeği fazla önemsemiyor, dikkate almıyoruz. Eski insanların neden çok yaşadıklarını, bizimse neden az yaşadığımızı değerlendirirken zehirli yiyeceklerin etkisini kimse tartışmıyor. Bitkilerin zararlılardan korunması amacıyla kullanılan kimyasal ilaçlar insanlara zarar veriyor. Ilaçlar ani zehirlenmelere yol açmasalar bile gelip geçici ishallerden, karaciğer tahribatlarına, bağırsaklarda morarmalara, sinir sisteminin alt üst olmasına ve giderek kansere kadar uzanan bir dizi rahatsızlığa sebep oluyor.

Bütün dünyada tarım ürünlerinin korunmasına ilişkin çabalar, kimyasal ilaçlara bir alternatif üretilmesi noktasında yoğunlaşıyor. Nitekim biyolojik savaşın giderek ağırlık kazanması böylesi çabaların ürünü. Oysa işbaşına gelen bütün iktidarlar ilaçları savunma konusunda ağızbirliği ettiler.

Sanayileşmenin ve modern üretim tekniklerinin ortaya çıkardığı çevre kirliliği, sık sık kullanmak zorunda kaldığımız kavramları da beraberinde getirdi. Endüstriyel atıklar, hava kirliliği, ozon tabakasının delinmesi veya gürültü kirliliği, 20 sene öncesinde hiç bilmediğimiz ama şimdi kanıksadığımız kavramlardan bir kaçı.

Modern hayatta refah seviyesi artarken bir takım riskleri de beraberinde getiriyor. Insanoğlundaki daha çok kazanma hırsı, gıda üretiminde çevreye ve insan sağlığına zararlı ürünlerin doğmasına sebep oluyor. Işin üzücü olan bir başka tarafı ise; çevreyi tehdit eden, tabiatı daha yaşanılmaz bir hale sokan modern tarımın sebep olduğu kirlilik ve tehlikelerin ne yazık ki kolaylıkla fark edilememesi.

Tarımda uygulanan ve yoğun ürün almayı hedefleyen yöntemler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da büyük ölçüde etkiliyor. Daha çok üretme hırsıyla kimyasal gübre ve ilaçlarla tahrik edilen, zorlanan ürünlerin insan vücudu üzerinde yaptığı zararlar ise kulaktan dolma bilgilerin ötesine geçmiyor. Tarımsal zararlılarla mücadelede de çoğu zaman bilgisizce yapılan uygulamalar ürünü belli bir seviyede korurken, ekolojik zincirde başka bir canlının hayatına da kastedebiliyor. Çevre kirliliği yüzünden yeryüzünde hergün 50 canlı türü yokoluyor. Insanoğlu, yoğun ve daha fazla ürün alma hırsı yüzünden, yozlaştırılan toprakla, yok edilmiş canlı türleriyle kalmıyor aynı zamanda kendi nesline de en büyük darbeyi vurmuş oluyor.
      
TARIM VE HAYVANCILIKTA HORMON KULLANMA NEDENLERİ
Meyve tohumunun arttırılması
Çiçeklerin teşvik edilmesi ve geciktirilmesi
Tohumun çimlenme gücünün arttırılması
Soğuğa dayanıklılığın arttırılması
Meyve iriliğinin arttırılması
Meyve olgunluğunun erkene alınması ya da geciktirilmesi
Meyve kalitesinin iyileştirilmesi
Hasadın kolaylaştırılması
Meyve saklama süresinin uzatılması
Meyve renginin iyileştirilmesi
Meyve ve yaprak dökümlerinin kontrolü
Bitkilerin hastalık ve zararlılara dayanıklılığının sağlanması
Yabancı ot kontrolü

SEBZELERDE MEYVE TUTTURMAK İÇİN KULLANILAN YÖNTEMLER

1.Biyolojik Yöntemler: Polinasyonu sağlamak için arı kullanılır. Özellikle sera koşullarında Bambus arısı kullanılmaktadır. Aynı zamanda serada arı bulunması demek arıya zararlı olabilecek kimyasallarında kullanılması anlamına geliyor. Bambus arısını domates, patlıcan, çilek, kavun ve biber de kullanmak mümkündür.

2.Fiziksel Yöntemler: Burada özellikle domates yetiştiriciliğinde mekanik olarak titreşim sağlayan vibratör olarak tabir ettiğimiz makinelerle günün belirli saatlerinde çiçek salkımlarına değdirmek suretiyle uygulanan bir yöntemdir.

3.Hormon Kullanımı:

1.    Sıcak dönemlerde yani güzlük ekimde  Kasım ayının başına kadar kesinlikle BNOA‘lı hormonlar  kullanılmalı, Kasım 15 ile Nisan 15 arası 4CPA’ lı hormonlar kullanılmalıdır. Nisandan sonra sezon sonuna kadar yine BNOA’lı hormanlar kullanılmalıdır.   
2.    İlkbahar ekiminde ise güzlük sıralamanın tersi yapılmalıdır.
3.    Hormona karşı hassasiyeti olan çeşitlerde 4CPA’ lı hormonların 7 gr / lt 4CPA ihtiva eden Lena Pattom isimli hormon uygundur. Bu hormon aynı zamanda patlıcanda da diğer 14.53 gr /lt  daha güzel netice vermektedir.

Domates: Çiçek açma döneminde çiçeklere püskürtmek suretiyle uygulanır. Hasada kadar en az 45 günlük süreye ihtiyaç olduğu için herhangi bir rezidü problemiyle karşılaşmak mümkün görülmemektedir. Şu ana kadar ne yurt içinde nede yurt dışında yapılan analizlerde böyle bir sorunla karşılaşılmamıştır.
Patlıcan: Çiçeklenmeden sonra çiçekler açmak üzere iken püskürtmek suretiyle uygulanır. Hasada kadar en az 25 günlük süreye ihtiyaç vardır.
Kabak: Açan çiçeklerde püskürtme şeklinde uygulanır. Hasat için bekleme süresi patlıcan ve domatese oranla daha azdır.

HORMONLU GIDALAR NASIL ANLAŞILIR?

Domates çekirdeksiz ve içi vıcık vıcıksa, patlıcan içi süngerimsi ve çekirdeksizse, kabak çekirdeksizse, biber aşırı büyük ve etliyse, çekirdek evi boş, etli kısmı sertse, patates şekilsiz ve patates yumruları yapışıksa, içinde kararmalar varsa, karpuz çekirdek yerleri boşsa hormonlu olduğu anlamına geliyor.

15 Ekim-10 Kasım ve 10 Nisan-5 Mayıs tarihleri arasında domates, 15 Kasım-15 Mayıs tarihleri arasında patlıcan ve 1 Kasım-15 Mayıs tarihleri arasında kabak yenmemesi öneriliyor.

Yediğimiz içtiğimiz zehir

Sanayileşmenin getirdiği imkanlar sonucunda zirai ürünlerin üretim ve korunmasında birçok kimyasal madde kullanılmaya başladı. Bünyesinde zehir bulunduran bu maddelerin pek çoğunun insan vücuduna ve tabiata zarar vermesi sonucu alternatif tarım yöntemleri aranıyor.
Aslında bir çoğumuz bunun bilincinde; soframıza konan, ağzımıza götürdüğümüz bir çok yiyecek zehir ihtiva ediyor. Modern hayatta refah seviyesi artarken bir takım riskleri de beraberinde getiriyor. Insanoğlundaki daha çok kazanma hırsı, gıda üretiminde çevreye ve insan sağlığına zararlı ürünlerin doğmasına sebep oluyor. Işin üzücü olan bir başka tarafı ise; çevreyi tehdit eden, tabiatı daha yaşanılmaz bir hale sokan modern tarımın sebep olduğu kirlilik ve tehlikelerin ne yazık ki kolaylıkla fark edilememesi.

Tarımda uygulanan ve yoğun ürün almayı hedefleyen yöntemler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da büyük ölçüde etkiliyor. Daha çok üretme hırsıyla kimyasal gübre ve ilaçlarla tahrik edilen, zorlanan ürünlerin insan vücudu üzerinde yaptığı zararlar ise kulaktan dolma bilgilerin ötesine geçmiyor. Tarımsal zararlılarla mücadelede de çoğu zaman bilgisizce yapılan uygulamalar ürünü belli bir seviyede korurken, ekolojik zincirde başka bir canlının hayatına da kastedebiliyor. Çevre kirliliği yüzünden yeryüzünde hergün 50 canlı türü yokoluyor. Insanoğlu, yoğun ve daha fazla ürün alma hırsı yüzünden, yozlaştırılan toprakla, yok edilmiş canlı türleriyle kalmıyor aynı zamanda kendi nesline de en büyük darbeyi vurmuş oluyor. Bitkilerin zararlılardan korunması amacıyla kullanılan kimyasal ilaçlar insanlara zarar veriyor. Ilaçlar ani zehirlenmelere yol açmasalar bile gelip geçici ishallerden, karaciğer tahribatlarına, bağırsaklarda morarmalara, sinir sisteminin alt üst olmasına ve giderek kansere kadar uzanan bir dizi rahatsızlığa sebep oluyor

HER YIL 80 BIN KIŞI TARIM ILAÇLARINDAN ÖLÜYOR
 Tarlalarda seralarda, bağ ve bahçelerde ürünü zararlılara karşı korumak, verimi artırmak için kullanılan tarım ilaçları, bilinçsiz ve hatalı kullanımın yanısıra etkisi henüz geçmeden ürünlerin satışa çıkarılması nedeniyle de tüketicilerin sağlığını olumsuz etkiliyor. Çeşitli genelge ve yasaklamalara rağmen gıdalarda hormon kullanımı günden güne artıyor. Kanserojen etkileri kanıtlanmış hormon ve insan sağlığına zararlı ilaçların bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu memeli, içi boş ve kof domatesler, hormon püskürtülerek irileştirilmiş ve kimyasal ilaçlarla sarartılmış çekirdeksiz üzümler, azotlu gübrelerle yetiştirilmiş patlıcanlar, salatalıklar, biberler gibrellik asit kullanılarak olgunlaşması geciktirilmiş ya da hormonla hızlandırılmış çok küçük ya da çok iri meyveler manav tezgahlarını süslüyor.

TARIM İLAÇLARI KULLANIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Hangi zararlıya hangi ilaç tavsiye edildiyse o ilaç kullanılmalı. Tavsiye edilen dozdan fazla kullanmak bitkiye fayda değil zarar verir. Özellikle Çukurova’da buna hiç dikkat edilmiyor. Ilaç kullanıldıktan sonra hasat için belli bir süre beklenmesi gerekiyor. Gerek bilerek gerekse bilmeden hasat yapılıyor. Erken hasat yapılan sebze ve meyveleri yiyen insanların hayatı tehlikeye giriyor. Ilaç artıklarıyla çevrenin kirlenmesi, içme suları ve drenaj kanallarının kirletilmesinin önüne geçilemiyor. Atıkların çevreye atılması hayatı riske ediyor. Koruyucu elbiseyi bile çok gören üretici, tüketicilerin yanısıra kendisinin ve işcisinin hayatını da önemsemiyor. Sebze ve meyvelerde hasadın yaklaştığı dönemlerde kalıntı süresi kısa olan ilaçlar kullanmak gerekiyor. Özellikle domates, biber, patlıcan gibi kısa aralıklarla hasat edilen ürünlerde bu kurala uymak daha da büyük önem kazanıyor.

Türkiye’de sıkça yapılan bir diğer hata da ilaçların karıştırılarak uygulanması. Bu durumda, kalıntı süresi uzun ve kısa ilaçlar birbirine karışıyor.
Sürekli ve ölçüsüz, zamanı iyi hesaplanmadan yapılan ilaçlama, tarım zararlılarının da direnç kazanmasına yol açıyor. Böylece zirai mücadele de başarısız oluyor

ÜRETIMI YASAL KULLANIMI YASAK ILAÇ TÜRKIYE’DE

Işin garip ama ilginç bir yönü de Avrupa ve ABD’de üretimi yasal ancak kullanımı yasak tarım ilaçlarının Türkiye’de kullanılıyor olması. Dinosep, naloxfob, nuarimol ve protniopnos etken maddeleri içeren tarım ilaçları Türkiye’de ençok kullanılan ilaçlar arasında yer alıyor. Uluslararası çevreci örgütlerin savaş açtığı tarım ilaçları ve etken maddeleri piyasada şu isimlerle satılıyor:

NALOXFOB etken maddesi: Trimidal, Rugiban, Gallant. Özellikle sebze ve meyvelerde kullanılan tarım ilacı. Bitkinin yabancı otlardan temizlenmesini sağlıyor, ancak sebze ve meyvenin üzerinde kalıntılar kalıyor.

NUARILOL etken maddesi: Dow Elanco. Sebze ve meyvelerde küllenme hastalığına karşı kullanılıyor. Türkiye’de üzüm bağları en fazla bu maddeyle ilaçlanıyor.

PROTNIOPNOS etken maddesi: Takutnion 500 EC Meyve ve sebzelerde özellikle seracılıkta kullanılıyor.

CARBARYL etken maddesi: Hektenin, Dinifrobitül temol.

DINOSEP etken maddesi: Gebutox, Vintox, Nenosep, Dinotox, Takiltox. Kış meyvelerinin üretiminde kullanılan ilaç, bitki üzerindeki haşereleri boğarak öldürüyor. Meyvelerin üzerinde kalan ilaç insan sağlığı açısından büyük tehlike oluşturuyor.

Elmada kullanılan Diazinon, Ethinon, EPN, Parathion ve Endosulfan adlı ilaçlar zehirlenme ve mide bulantısına neden oluyor. Patlıcanda kullanılan Endosulfan, Toxaphane ve Diazinon mide bulantısına yolaçıyor. Fasulyede Diazinon, Bakıroksit ve Toxphane, iştahsızlık ve başdönmesi yapıyor. Salatalıktaki Primicarp, Amitraz, Aldicarp ve kükürt göz karartıyor. Biberde kullanılan Bromaphos ve EPN karın krampı ve aşırı terleme etkilerine sebep oluyor. Baklada kullanılan Primacard ve Diazinon mide bulantısı ve baş dönmesine neden oluyor. Portakalda kullanılan Toxaphene ve Ethinon yine mide bulantısı ve iştahsızlığın nedeni.

Bazı ilaçlarla ilgili yapılan deneylerde şu etkiler saptanmış:

Acephate: Kanser yapıcı etki

Captan: Duodenumda kanser

Chlordimeform: Mesane kanseri

Chromazine: Melanin’in (cildin renklenmesi ile ilgili etken madde) yapısına girerek kanserojen etki

Daminozide: Kanser yapıcı etki

Diocofol: Kanser yapıcı etki

Dithiocarbamate: Tiroid kanseri

Lindane: Karaciğer kanseri

Trifluralin: Kanser yapıc

ALTERNATIF; EKOLOJIK TARIM

Sanayi devriminden sonra meydana gelen çevre kirlenmesine karşı ilk duyarlılık çevreye en büyük tahribatı yapan Batı’dan geldi. Bu belki de bir mecburiyetti. Asit yağmurlarıyla yokolmaya yüz tutan ormanlar, suni gübreler ve asitlerle kirlenen içme suları, CFC gazlarının atmosferde sebep olduğu tahrip, petrol türevi maddelerin çevreye verdiği zarar ilkönce Avrupa’yı tehdit etmeye başladı. Bu kimyasal maddelerin olumsuz etkilerinin insan üzerinde ve çevrede görülmeye başlamasıyla ekolojik tarım olarak adlandırılan ve doğal dengeyi koruyarak üretim yapmayı hedefleyen bir üretim biçimi gündeme geldi.

Ekolojik tarım sistemi, modern tarım teknolojisinin varlığını inkar etme veya hiçbir kimyasal ilaç ve gübre kullanılmaması değil. Ancak klasik tarım ile kıyaslandığında daha az dış tarımsal girdilerin kullanıldığı, fakat daha çok biyolojik yoğunluğun yer aldığı alternatif bir tarım şekli. Yalnızca ürünün üretim aşamasında değil, depolanması, ambalajlanması, satılması aşamalarında da bu dengenin değerlendirildiği dikkate alındığında tüketiciye gerçekten doğal ürünler sunulduğu ortaya çıkıyor. Dünyada 50’den fazla ülkede 300’den fazla organizasyonun başını çektiği ekolojik tarım Türkiye’de de gelişmeye başladı.

Avrupa bugün, kimyasal maddelerden uzak ürünler kullanmayı tercih ediyor. Yalnızca gıda maddeleri değil, giydiği elbisenin pamuğunun kimyasal artıklardan uzak olması konusunda bile dikkatli. Bunu yaparken, kendi topraklarında yetiştiremediği ürünleri dünyanın diğer bölgelerinde kendini temsil eden organizasyonlarla elde etmeye çalışıyor. 1985 yılından bu yana ülkemizde de faaliyete geçen bu uluslararası şirketlerin organize ettiği çiftçilerimiz; onlar için ekiyor, besliyor ve üretiyor. Avrupa için üretilen Antep fıstığı, armut, ayçiçeği, buğday, ceviz, çam fıstığı, domates, elma, erik, fasulye, fındık, haşhaş, kayısı, nohut, pamuk, pirinç, susam, üzüm, vişne, incir ve zerdali başta olmak üzere yaklaşık 75 kalem malın ihracatımızda çok büyük bir değeri yok ancak, bu rakamın yaş sebze ve meyve çeşitliliği ile artacağı tahmin ediliyor. Çünkü dört iklimin yaşandığı Türkiye coğrafyasından sonuna kadar yararlanmayı düşünen Avrupa’nın ekolojik kuruluşları, bu yönde çalışmalara ağırlık vermiş durumdalar. Kontrol ve danışmanlık hizmetleri sunan bu kuruluşlar, ürünlerin pazarlanmasında da büyük kolaylıklar sağlıyor. Ekolojik tarım üzerine çalışan çiftçilere, bu yöntemle üretim yaptıkları için belli bir oranda prim veriliyor.

EKOLOJIK TARIMIN HEDEFI INSAN

Ekolojik tarım insanlara, modern dünyanın mecbur bıraktığı beslenme tarzından kaçış fırsatı sunmayı hedefliyor. Özellikle Avrupa kendi topraklarında yetişmeyen ürünlerin yetiştiği ülkeleri seçiyor ve gerektiğinde üretimi yönlendiriyor.

Ekolojik tarımın yanlış anlamalara sebep olmaması için kapsamının bilinmesi gerekiyor; üretimin kendi haline bırakılması, bitkinin gübrelenmemesi, budanmaması, gerekli bakımın yapılmaması ve yeri geldiğinde ilaçlanmaması değil. Fakat yöntem, belli bir metodla kimyasal zararları bilinen faktörleri kullanılmamayı içerir. Her ülke ve her bölgeye göre değişik adaptasyonların dikkate alınması gereken ekolojik tarımda, doğayla uyumlu üretim, tarımın kapalı bir sistem içinde yapılması ve üretimde münavebenin olması dikkat çeker. Gübrelemede, kolay çözünen mineral gübrelerin kullanımından vazgeçilip, yerine, işletmenin kendi gübrelerini, kullanma, özenli toprak işleme, yeşil gübreleme ve münavebe (değişim–dönüşüm) ile toprağın verimliliğinin muhafazası ön plana çıkar.

Gübrelemede hedef, bitkinin gübrelenmesi değil, toprağın gübrelenmesidir. Çünkü, insan sağlığı üzerinde dolaylı etkilere sahip olan suni gübreler, tarımda toprağın tuzlulanma ve alkalilenme ile çoraklanmasına sebep olur. Devamlı ve aşırı suni gübreleme sonucunda toprağın yapısı tarıma elverişsiz duruma gelir ve bu toprağın erozyona karşı dayanıklılığını azaltır. Ve özellikle, bu tür gübreler, bitkilerde ‘eroin bağımlılığı’ türünden bir ihtiyacı doğurur. Uzun vadeli tarımda bu, tarım girdilerinin artmasına, ve daha fazla ilaç ve gübre kullanımına sebep olur.

Ilaçlamada ise; kimyasal–sentetik, insektisit (böceköldürücü), fungusit (mantar öldürücü)ve herbisit (yabancı ot öldürücü) kullanımı iptal edilir. Bunların yerine, dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi, ekolojiye uygun tarım yapılması, bitkinin ve toprağın verimliliğini ve direncini artırıcı doğal bitki ekstraktlarından elde edilen ürünlerin kullanılması, yabancı ot kontrolünde mekanik yöntemlerin temiz tohumların kullanılması, hastalık ve zararlılara karşı biyolojik kontrol yöntemlerinin ve faydalı böceklerin kullanılması ön plana çıkar.

UĞURBÖCEKLERI UĞUR GETIRIYOR

Ekolojik tarımda; zararlılarla mücadelede hayvansal faktörlerden de faydalanılıyor. Halk arasında uğur böceği olarak bilinen böceğin ergin hali ve yavrusu, bitkiye zarar veren küçük beyaz böceklerle besleniyor. Ülkemizde de bir süredir kullanılan uğur böcekleri, ekolojik tarımın önemli unsurlarından birini oluşturuyor. 1990 yılında Sovyetler Birliğ’inde üretimi yapılan bir grup uğurböceğinin Türkiye’ye göçmesi sonrasında çiftçiye 45 milyar liralık kazanç sağladığı basına akseden haberler arasında yer almıştı.

YARALANILAN KAYNAKLAR:
1.GÖKHAN GÜNAYDIN Z.M.O.GENEL BAŞKANI
2.PROF.DR.FARUK ÖZGÜR Ç.Ü.Z.F.
3.İBRAHİM YETKİN TÜRKİYE ZİRAATÇILAR DERNEĞİ BAŞKANI

HAZIRLAYAN: NESRİN ŞEKERCİ   ZİRAAT MÜHENDİSİ  A.Ü.

Yorumlar (0) >>
Yorum Yaz

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Eğer üye değilseniz lütfen kayıt olunuz.


busy
 
Sonraki >
Google
 
GİRİŞ FORMU


Parolamı Unuttum
Yeni Üye
Adriana Lima
SONSUZ TASARIM