|
Eski bir AGA dergisindeki Go ve Zen adlı yazıda, oyunda yaşayabilen en küçük grup olan iki gözlü grup aileye benzetilir. Ailenin temeli anne ve babadır, bu iki göz de anne ve babaya benzetilmişti; bir çekirdek aile yıkılmadan büyüyebilir ve yok edilemez. Sadece büyümesi engellenebilir. Burada toplum yapısından bahsettiğim halde Go'da da her şey toplumdaki yapı gibidir. Eğer, ailenizin çevresi düşmanlarla, hatta dostlarınızla çevrilmiş olsa büyüyemeyecek, aile fertlerinin çoğalabilmesi için daha büyük bir barınak yapılamayacak, yeni bir fert için besin bulunamayacaktır. Eğer çevresi açıklık ise sağlam bir yapıyla desteklendiği taktirde genişleyerek büyüyecek ve tüm çevresini kaplayacaktır. Bu gelişmeye sadece başka bir sağlam aile yapısı engel olabilir. Bu grupların (aile) genişlemesi tüm alan bitinceye kadar devam edecek ve tüm alan bittiğinde oyun da bitecektir.
Gerçek hayatta var olan bir çok ilişki, şekil ve yaklaşımın Go'daki yapıya çok benzediği oyunda ilerledikçe tüm oyuncuların görebileceği basitlikte karşımıza çıkacaktır. Go Japonya'ya ulaştığında neden yaygınlaştı, Çinlilerin elinden oyun alındı ve Japonların geleneksel oyunu halini aldı. Japonya'da Sinto ve Budizm dinleri yaygındı. Taoculuğun hakim olduğu bir ülkede bulunan ve geliştirilen Go Taoculuk düşüncesinden dışlanamaz. Fakat, Zen Budistlerin Go oynamasıyla oyun Japonya'da gelişti ve Çinlilerin oyununu geçti. Her nedense, Go ve Zen her zaman yan yana anılabilmektedir. Peki, bu Zen nedir? Aslında Zen (Zen Budizm'i bir din olmakla beraber biz sadece felsefi yanı ile ilgileniyoruz) hakkında fazla net bir şeyler söylemek mümkün değildir. Zen; koan, usta-çırak ilişkisi, yalnızlık ve aydınlanma, belki de aydınlanmaya çalışmaktır. Hiç bir zaman somut bir şekilde izah edilmemiştir. Tam anlamı ile ne olduğu yazılamaz belki ama nasıl olduğu anlatılabilir. Zen bir dünya görüşüdür. Bir çırak ile ustası arasındaki günümüz ve eski batının -mantık doğrultusunda- anlayamayacağı bir düşünce ve hayata yaklaşımdır. Neden, çünkü batı Aristo mantığı ile gelişmiş bir kültürdür. Düşünürleri bir odada toplanıp, dışarıda yağmur yağıp yağmadığının hararetle tartışıp, yağmurun neden yağdığı ve neden yağmur yağınca ıslanıldığını inceleyebilir. Bir Zen'ciye ise sorulduğunda "Yağmur yağıyor."- "Islanıyorum." der. Bir odada ise, dışarıda yağmur yağıyor ise, yağıyordur: �Ben kuruyum.� der. Zen konusunda bir söz vardır: "Normal, sıradan biri her şeyi olduğu gibi görür. Zen öğrenen biri her şeyi farklı görür. Aydınlanmış biri her şeyi olduğu gibi görür." Bu söz ilginç bir döngüdür; insanın başladığı noktaya döndüğü gözlenir. Zen aslında her şeyi olduğu gibi görebilmenin eğitimidir. Sıradan biri farkında olmadan her şeyi, aynı olduğu gibi görür. Yani, bir bütün olarak etkilenmeden, hissetmeden. Bir usta ise aynı seviyeye ulaşmaya çalışır. Ama bilerek... Bir Zen hikayesi şöyledir: Bir Zen Budist dağda yürürken meditasyonu yapan bir Budist'e rastlar, yanına oturur, eline bir tuğla alır ve onu parlatmaya baslar. Budist durur, sorar �Ne yapıyorsun?� diye. Cevap verir �Bunu bir ayna yapıyorum.�, o da �Bir tuğla parlatılarak ayna yapılabilir mi?� diye sorar. Burada, Zen budistin davranışı anlaşılmaz olarak görülebilir. Rahip devam eder; �Bu tıpkı araba sürmeye benzer, araba yürümeyince kamçıyı arabaya mı yoksa öküze mi vurursun?�. Aslında çok basit bir anlam taşır. Zen Budist'in yaptığı meditasyonu zihni eğitmek amaçlıdır. Zen'ci belli bir konuyu çok derin düşünür, beyni boşaltmak mesela kelime tekrarları ile düşünmeyi engellemek, belki temizlemek ise bu yaklaşıma terstir, Bu hikaye de eğitilmemiş bir zihnin (Zen eğitimi) cilalanarak güzelleştirilemeyeceği anlatılıyor. Fakat, Zen hikayeleri görüldüğü kadar basit değildir. Bir Zen Budist neden bir adama ders vermeye çalışır? Aksine olayları olduğu gibi seyretmek bu düşünceye daha yatkındır. Eski zamanlarda bazı Zen Budistler çantalarında bitkisel ilaçlarla, dağ taş demeden dolaşıp gittikleri yerlerde de hastalara şifa dağıtmaya çalışırlarmış. Bu toplumsal yönlendirmeden sıyrılmış bir insanin başkalarının ne düşündüğüne aldırmaksızın çevresine bilgi ve hatta şifa dağıtmasıdır. Bu davranışı insanların eleştiri veya beğenisine aldırmadan güzel olduğu için yapar. Doğada her çeşit iyi ve kötü yan yana, iç içedir. Bir insanın iyilik yapması bu dengeyi bozmaz. Zen eğitiminde usta, öğrencisine bir koan (sıra dışı bir cümle, normal mantıkla çözülmesi olanaksız bir bilmece) verir. Öğrenci çözümü her bulduğunu söyleyip ustasına açıkladığında ondan sopa yer. Bir gün sıra dışı bir şey olur ve öğrenci belki aydınlanır. Örneğin bir koan, �Köpekte Buda yaratılışı var mıdır, yok mudur?� sorusudur. Bu sıra dışılıklara başka örnekler verirsek: Ustanın öğrencinin elini istemeyerek, mesela kapıya sıkıştırması ya da dalgın dalgın yürüyen bir öğrencinin tam önüne bir taş düşmesi (bu kafasına bile olabilir) bir Zen öğrencisinin aydınlanması ile sonuçlanabilir. Mesela koan'da, neden köpek gibi genellikle aşağılanan bir hayvan Buda'ya benzetilir? Buda yaratılışı ne anlama gelmektedir? Bu tam anlamıyla açıklanamayan bir deyim olan �görüntü' bir köpekte var midir? Gerçek anlamda bu soru açıklanabilir mi? Batı mantığı �Buda'nın görüntüsü her yerde, her şeydedir, köpekte de vardır� diyebilir. Peki bu açıklamayı yapan bir öğrencinin sopa yemeyeceğini söyleyebilir miyiz? (Anlatıldığına göre ünlü bir Zen ustasının cevabı Çince'de hayır anlamına gelen �mu'dur. Bu Zen ustasının ardılları ise bu kelimeyi olumlu anlamda kullandığını söylemektedirler.) �Go'da Zen vardır.� Zen insanın doğal, toplumsal etkilerden arınmış saf zihne ulaşmasıdır. Japonya'da 20. yüzyılda da öğretmenler öğrencilerine �Başlangıç zihnine dön.� Derler; çok fazla çalışıp her şeyle aklını dolduran biri biliyordur, fakat bu bilgiler o kişinin yaratıcılığını yok eder. Ancak, bu bilgiler zamanla sindirildiğinde faydalı olur.
| Yorum Yaz |
Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Eğer üye değilseniz lütfen kayıt olunuz. |
|