Atatürk'ün Gizemi | Yazdır |  Posta
15 Yıl Hüküm Süreceksin

Atatürk hakkında bulunulmuş birçok kehanet vardır. Bunların en ilginci, onun el falına bakan Bedevi'nin söyledikleridir. Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi'ye, Trablusgarp Savaşı'na katılmaya gidiyordu. Yolda bir Bedevi'ye rastladılar. Bedevi, el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi. Hepsi ellerini açarak Bedevi'nin söylediklerini dinlemeye başladı.

Sıra Mustafa Kemal'e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda O da elini Bedevi'ye açtı. Bedevi, ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde; "Sen padişah olacaksın, 15 yıl hüküm süreceksin." dedi.

Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler. Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet'in 14. yılında hastalandı. Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler. Atatürk onlara, bir zamanlar yolda rastladıkları falcı Bedevi'yi hatırlattı ve gülerek: "Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek. Hesapça bu son senemizdir." Yıl 1938'di.

Seccade Üzerindeki Kehanet

Bilindiği gibi Hint Halkı, Atatürk'ü ve Türk Halkı'nı yalnız bırakmamıştı. Kurtuluş Savaşı'ndan yıllar sonra,1929 yılında bir Hintli Mihrace, Atatürk'ü Pera Palas'taki 101 numaralı odasında ziyarete gelmişti. Mihrace'nin Atatürk'ü hangi nedenle ziyaret ettiği, adı ve ziyaret sebebi hala bilinmiyor.

Mihrace'nin ziyaretindeki bir sır da getirdiği hediyede yatmaktadır. Bu hediye, altın sırmalı, Hint işi ipek bir seccadedir. Seccadenin üzerinde bir şamdanın asılı olduğu düz bir kemeri, her iki yanında birer güvercin bulunan beş kubbeli bir diğer kemerin çevrelediği görülmektedir. Bordür de fillerden oluşmaktadır.

En ilginç yer ise her iki kemerin arasında, orta kısımda dal kıvrımları ve güllerin çevrimi ile oluşan boşlukta romen rakamlı bir saatin bulunmasıdır ve saat; 09.08'i göstermektedir. Atatürk, Mihrace'nin ziyaretinden 9 sene sonra saat 09.05'te vefat etmiştir. Seccade, halen Pera Palas'ta bulunmaktadır.

Atatürk Geleceği mi Görüyordu?

Bazı bilim  adamlarına göre geleceği görme  yeteneğinin merkezi,diansefal dediğimiz ve sempatik sinir sisteminin birleştiği beyin merkezidir.Bu sinir sistemi,Merkezi Sinir Sistemi denilen  ve  vücut  hareketleri  yani  bilinçli  hareketleri  kontrol  eden  sinir  sisteminden büsbütün başkadır.Bilginlere göre ,Diansefal,beynin en eski ,yani atalarımızda ilk olarak gelişen beyin kısmıdır.Belki de tarihten önemli insanın içgüdüleri ile hareket etmesini temin  eden  altıncı  his,beynin  bu merkezindeydi.Bugünkü  hayatımızda  merkezi  sinir sistemimizin faaliyeti  kadar fazlaydı ki,”diansefal” altıncı his ortaya çıkarmıyor.Ancak belli sayıdaki kişilerde kendisini gösterebiliyor.Gelecekten haber alabilmek için yetenekler ise  daha  ender  ortaya  çıkıyor.Bu  görüş  doğruya, Atatürk  Cayce,Messin  gibi  duyarlı kişilerde beynin bu bölümünü daha faal olduğu
düşünülebilir. Beynin bu bölümünün altıncı his ile irtibatı tama olarak nedir? Atatürk’ün yaşamında “geleceği görme” gücünün kanıtları bulunmaktadır.En basit örnek Kurtuluş Savaşı’nda görülmüştür zaten.  Örneğin Muhiddin Arabi’nin gelecekle  ilgili yazdığı kitabında,büyük ihtimalle Atatürk’ü  kastettiği anlaşılmaktadır:

“Devleti Aliyye yıkılacak.Batıdan uzun boylu,mavi gözlü bir adam gelecek. Baktığı zaman karşısındaki insanı eritecek.Serbest Fırka kuracak. adına da Serbest Cumhuriyet denilecek. Dünyaya milletini tanıtacak ve 15 sene hükümdarlık sürecek”

Bulgar Ivan Manelof’a Söylediği Kehanetler...

Mustafa Kemal başından beri Türk Milleti’nin yaşadığı zor koşullardan sıyırıp çıkaracağını biliyordu.1906’da Bulgar Ivan Manelof ile Selanik’de yaptığı konuşmalardır:

“Bir gün gelecek,ben,hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkilapları başaracağım.Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demogoji mahsülü değildir.Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür.Saltanat ortadan kalkacaktır.Devlet mütecanis(tek çeşit) bir unsura dayanamayacaktır.Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır.Batı medeniyetine döneceğiz.Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak,Latin kökünden alfabe seçilecektir.Kadın ve erkek arasındaki farklar
kalkacaktır.Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…”

Atatürk bu  konuşmayı yaptığı sırada Abdülhamit ülkenin tek hakimiydi.Ve padişahlık kuvvetli ve kutsal bir kurumdu.

Önceden Yapılan Bir Uyarı Ama...

Çanakkale Savaş sırasında Mustafa Kemal Nablus Karargahı ‘nda ikinci defa 7 nci Kolordu Kumandanı olduğu yıllarda yaşanan bu olayı kendisi daha sonra şöyle anlatmıştır:

-“Bir gün Erkanı Harbiye Reisi bana o günkü raporlarını okudu.Basit raporlardı,her zamanki gibi…Yalnız bu raporlarlar içinde bir nokta dikkatimi çekti…”

Evet görünürde hiç bir sonuç çıkartılamayacak bu rapordan Mustafa Kemal inanılmaz bir sonuç  çıkartmış  ve  çok  değil  bir  veya  iki  gün  sonra  İngilizler’in  büyük   taaruzu başlamıştır.Bundan sonrası Mustafa Kemal’in kendi ağzından:

“Yataktan kalktım,giyindim.İş odasına girerek bir muharebe emri yazdım."

Emirde şunlar yazıyodu:

“Düşman 19 Eylül akşamı taaruz edecektir.” “Sonra bu emre alınması gereken tedbirleri ilave ettim.Bu emri Grup kumandanı olan Liman Fon Sanders Paşa’ya da gönderdimÇok hürmet ettiğim bu zat,benim raporuma gülmüş ve ‘ihtiyattan zarar gelmez” diye bana da bir şey söylemeye lüzum görmemiş”

19 Eylül gecesi kolordu kumandanları telefon başında çağırarak verdiği emirlerin ve alınması gereken tedbirlerin yerine getirilip getirilmediğini sordu.Kendisine tüm tedbirlerin alındığı  bildirildi.Ancak  ne  yazık ki,kolordu  kumandanları  da  böyle  bir  emri  ciddiye almamışlar ve gerekli hiç bir önlemi almamışlardı. Mustafa Kemal gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını öğrenmek için bir müddet sonra telefon açtı… Olayın sonucunu yine Mustafa Kemal’den dinleyelim:

“Ben daha telefon konuşmamı bitirmeden,düşman topçusu muharebe hattımız üzerine ateş etmeye başladı.Gece muharebe ile geçti.Benim ordumun sağ cenahındaki ordu yarıldı,esir oldu ve boş kalan cepheden geçen düşman süvarileri Leyman Fon Sanders’in karargahına bastı.Hakikat anlaşılmıştı.Fakat neye yarar…”

Düşman Donanması İle İlgili Kehaneti...

Almanya  ile  birlikte,Birinci  Dünya  Savaşı’na  giren  Osmanlı  İmparatorluğu  her  şeyini kaybetmiş  durumda  idi.  30  Ekim  1918’de imzaladığı  Mondros  mütarekesi  ile  Türk topraklarını  kaybettiği  gibi yavaş  yavaş  tarih  sahnesinden  de  silinmeye  başlamıştı… İstanbul’un işgal edildiği günlerde,İstanbul’a dönen Mustafa Kemal düşman zırhlılarını Dolmabahçe önünde gördüğü zaman üzüntüyle:

“Geldikleri gibi gidecekler..”

Daha  sonrasını  zaten  biliyoruz.Sonuç  olarak  geldikleri  gibi gittiler.  İşin  ilginç  tarafı Nostradamus’un da bu konuyla ilgili bir kehanetinin bulumasıdır.”Centurien” adlı kitabdaki kehanet şu şekildedir:

“Kongre başkanını tutan devlet adamları İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası Ama geldikleri gibi gidecekler “

4 Eylül 1919’da hatırlanacağı gibi Sivas Kongresi toplanmıştı.Kongre Başkanlığı’na, işgal kuvvetlerine karşı açıkça tavır alan Mustafa Kemal seçilmişti.Kurtuluş Savaşı’nı ve Atatürk’ü destekleyen İstanbul’daki mecliste olan milletvekilleri de işgal kuvvetlerince Malta Adası’na sürgüne gönderilmişti.Bu hatırlatmanın ışığında dörtlük bir kere daha okunursa ,durum daha iyi anlaşılacaktır.

Mustafa Sagir’in Casus Olduğunu İlk Konuşmada Bilmesi...

16 MART 1920’de  İstanbul’un işgal edilmesi  üzerine ,Kemalettin Sami Paşa Anadolu’ya Geçerken gemide bir  Hintli ile tanışır.Bu adam Mustafa Sağır’dir. Milli Harekete yardım için    Hint    müslümanlarını’nın kendisini    gönderdiklerini    söyler.Böylelikle    paşayı etkilemiştir.Ankara’ya telgraf çeken Sami Paşa,Mustafa Sagir’e ilgi gösterilmesini ister.Bir süre  sonra  Sami  Paşa  Atatürk’e  Hintliyi anlatır  ve  görüşmesini  rica  eder.Ertesi  gün Atatürk ,Mustafa  Sagir’i
kabul eder. Bu görüşme uzun sürer.Hintli gönderilir.İki paşa yalnız kalınca Atatürk:

“Bana bak Kemal bu adam casus!…”  der Sami paşa:”Aman paşam siz de çok şüphecisiniz” diyerek Atatürk’e inanmaz. Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey’i çağırır ve şu emri verir:

-“Bu  Hintli   İngiliz   Casusu  olacak..Kendisini  takip etsinler.Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar...”

Bundan sonra mektuplar o zamanlar kimya  hocası olan Avni Refik Bey’e verilir.Bir  iki tecrübeden sonra gizli yazılar bulunur.Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir.

Gözle Görülmeyen Yeri Bilmesi...

Sakarya Savaşı’ndan sonra bir subay cepheden alınan bilgileri Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e  okuyordu.Kağıttaki notta cephe komutanlarından biri ,Seyit Gazi’nin kuzey-doğu  tarafında  bir  düşman fırkasının  göründüğünden  bahsediyordu…  Bunun üzerinde Mustafa Kemal kaşlarını çatarak:

“Hayır!..Orada düşman yoktur..İyi baksınlar..”
Subay öğle yemeğinde geri geldi.Biraz da sıkılarak: -
“Haber aldım komutanım.Bahsedilen yerde düşman yoktur.”

Bu Kehanetine Düşman Güçleri de İnanmamıştı

Düşman  Ordusu’nu  tamamıyla  yoketmek  amacıyla  başlatılan  Büyük  Taaruz  amacına ulaşmıştı.Ordularını  korkunç  sondan  kurtarmak  isteyecek  olan itilaf  devletlerinden durumu gizleme amacı  güden fakat bu başarıları haber alan itilaf devletleri kendisinden görüşmek üzere randevu istedikleri zaman.ATATÜRK elçilere:

“Sizinle 9 Eylül 1922 Nif(Kemalpaşa) kasabasında görüşebilirim.”

İşin ilginç tarafı,bu sırada Türk Orduları Nif’den çok uzakta bulunuyordu.Ve 9 Eylül’e kadar oraya çarpışarak varmak çok zor,hatta imkansız gibi görülmekteydi.Çünkü bu bir savaştı.Yani kesin tarih verilmesi norma şartlarda hiç bir şekilde mümkün değildi.Savaş sırasında neler olabileceğini kim önceden kestirebilirdi ki? Aradan 10 gün geçti.Bu olayı daha sonra ünlü Nutku’nda kaleme alarak şöyle demiştir:

“Dediğim gün Nif’te idim.Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…

Başkent Ankara

Atatürk’ün Ankara’yı Başkent yapmasının ardındaki sebep hayli ilginçti: -

“Ben Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yı istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar,asfaltlar ve binalarla bezenecek.Hem bunu hepimiz göreceğiz,yakında olacak…”

Ankara  13  Ekim’de  başkent  oldu.Bazı  Batılı  devletler  Ankara’nın nüfusu  ve  kırsallığı yüzünden büyükelçi göndermeyeceklerini açıklamalarına rağmen karar değişmedi.

Radyo Ve Sinema Hakkındaki Görüşü

Atatürk’ün  radyo ve sinema hakkındaki sözleri onun  “ileri görüşlü”lüğünü bir kez daha kanıtlıyor. -

“Sinema,gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır.Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen eğlence olan radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.Japonya’daki kadın,Amerika’daki zenci,Eskimo’nun  ne dediğini anlayacaktır.Tek ve birleşik bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler
açan matbaa,barut,Amerika’nın keşfi gibi olaylar oyuncak nispetinde kalacaktır.”

Bu sözler radyonun emekleme,sinemada ise yeni yeni çalışmalar yapıldığı bir dönemde ifade  edilmiştir.  Bir  diğer  önemli  nokta  ise  “Tek  ve Birleşik  Dünya  “  düzeninden bahsetmesidir.Bana  kalırsa  herkesin İnternet’i  tanıması  bu  olayı  kavraması  için  bile yeterlidir.

İtalyanları Habeşistan’a Saldırması...

Bu  olayı  aktaran  Atatürk’ün  yakın  arkadaşı  Münir  Hayri Egeli’dir.Egeli’nin  ağzından naklediliyorum: Habeşistan Savaşı başlamadan önce İtalya’nın Rodos’a askeri harekatta bulunduğu  günlerdi…Bir  akşam Atatürk’ün  sofrasına  davet  edilenler  onu  balkonda gezinirken buldular.Atatürk:”Tevfik  Rüştü”  nerde?”  Diye  sordu.Ankara  Palas’da bazı sefirlere ziyaret veriyorlar,dediler. Daha sonra hep birlikte davetin verildiği Ankara Palas’a gidildi.  Atatürk  Arnavutluk   Elçisi  Asaf  
Bey’in  yakınında  giriş  ve  çıkış  kapısını  iyi görebileceği bir yere oturdu. Atatürk:

”Asaf Bey,gazetelerde bir takım resimler görüyorum.Arnavutluk’da  operet mi oynanıyor?”.

Bu sözleri ile Kral Zogo’nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlayan elçi şaşırıyor…Atatürk devam ediyor: -

“Cumhuriyet’de ne zarar görüldü ki,krallık ilan edildi.Hem takip edilen politika tehlikelidir.İtalya’nın    Arnavutluk’u    Balkanlar’da bir basamak     yapması muhtemeldir.”

Müdahaleye kalkan İtalyan sefirine Ata:

“Haber aldığımıza göre Roma’da bazı öğrenciler elçilik önünde gösteri yaparak Antalya’tı  istemişler.Antalya   sigara  paketi  midir  ki  sefir cebinden  çıkarıp versin.Antalya  buradadır.Buyurun  alın.Hem  benim  bir teklifim  var.Hakikaten böyle   bir   şey   düşünüyorsa,Musolini’ye  müdahale   edelim.Antalya’ya   asker çıkarsın.Bütün ihracaat tamam  olunca harp ederiz.Mağlup eden  hakkına razı olur.”

Bu sözleri duyan İtalyan elçisi atılıyor: ”Bu bir harp ilanı mıdır?”

Atatürk:

”Hayır ben burada bir fert olarak konuşuyorum.Türkiye de harp ancak Türkiye Büyük Millet Meclis’nin yetkileri içindedir.”

Bu durum üzerine Başbakan  İsmet Paşa’ya haber verilir telefonla.Ve Ankara Palas’a çağrılır. Atatürk bunu  haber alınca:   “Hükümet geliyor,biz gidelim” der. Çankaya’ya döndüğü zaman  şunları söyler:  “İtalya ile harp tehlikesi yoktur.Rodos’a yapılan hareket Habeşistan’a yönelecektir.”

O   yıllarda   İtalya’daki   faşist   yönetim   kendine   yeni   sömürgeler   arıyordu.Avrupa gazetelerinde zaman zaman İtalya’nın Rodos Adası’na yakın Anadolu topraklarını işgale hazırlandığına ilişkin haberler yayınlanıyordu.Türk hükümeti de her ihtimale karşı bütün tedbiri almıştı.Ancak  Atatürk’ün  söylediği  yine  gerçekleşti  ve  İtalya Türkiye  yerine Habeşistan’a saldırdı.

Rusya’nın Geleceği

Kurtuluş  Savaşı  sırasında  en  büyük  desteği  Rusya’dan  alan  Mustafa Kemal,savaş sonrasında ise ilişkileri belli bir düzeyde sürdürüyordu. Çünkü Lenin’den sonra iktidarı ele geçiren Stalin Rusya’yı keyfi bir şekilde yönetiyordu… 1936 yılında Atatürk her zamanki gibi Çankaya’daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken, masadakiler sık sık  
Paşam,Ruslar  şöyle  ileri  adımlar  atıyor,ekonomide,sanayide,askeri alanda  şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyordu. Atatürk’ün bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki   içinde   meyvelerin   bulunduğu   tabağı alıyor   ve   yere   atacakmış   gibi yapıyor.Masadakilere :

”Eğer  bunu  yere  bıraksam  kaç  parça  olur?”  diye  soruyor.  “40  parça  olurdu Paşam”diyorlar.   “Hayır..”  diyor  Atatürk,soruyu  yine  tekrar ediyorlar,aynı  cevabı alıyor.Bunun üzerine "Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor:

“Biraz sabredin…Yurtta Sulh,Cihan’da Sulha sarılın.Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olucak.Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı.Kan kussa,kızılcık yedim der.Oğulları da  babalarının   istikametinde   gider.Ama  ondan  sonraki nesil  Rusya’yı  60 parçadan böler…”

Bu sözler 1936 yıllarını  şöyle bir hatırlayalım..Henüz daha II.Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya  büyük  bir  güç  olmamışken,bu  söz söylenmiştir.Anlattığı   şeyler  64  yıl  sonra gerçekleşmiştir. Atatürk devam etmiştir:

“Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur,komşumuzdur,müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.Fakat,yarın ne olacağını    kimse    bugünden kestiremez.Tıpkı Osmanlı  gibi,tıpkı  Avusturya  Macaristan  İmparatorluğu  gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bu  gün  Rusya’nın  elinde  sımsıkı  tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.Dünya yeni dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye ne yapacağını  bilmelidir.Bizim,bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz vardır.Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.Hazır olmak yalnız o günü   susup   beklemek  değildir.Hazırlanmak   lazımdır.Milletler   buna   nasıl hazırlanır?Manevi   köprüleri    sağlam   tutarak..Dil   bir  köprüdür.İnanç   bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde  bütünleşmeliyiz.Onların  bize yaklaşmasını  beklemeliyiz,bizim  onlara yaklaşmamız gerekliliğidir.Rusya bir gün dağılacaktır.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.” diyen Atatürk :

”Türkiye    21    nci    Yüzyılı      şekillendiren    Avrasya    için bir    kilit    ülke konumundadır.Onlar bizi  örnek alacaklardır.”  diye görüşünü bildiriyor. Atatürk’ün ileri  görüşünü  1999  yılından  2000 yılına  girerken  gözlem   yapan  ve  gazeteleri televizyonları yani kısacası dünyayı takip eden herkes şu an bile anlayabilir.

Avrupa Birliği

Atatürk dış politikaya da önem  verilmesini  çok iyi biliyordu.Türkiye’nin komşularında meydana gelebilecek olaylardan  etkilenebileceğini savunan Atatürk  bir akşam Çankaya Köşkü’nde çocukluk ve mahalle arkadaşı Asaf İlbay’ın da aralarında bulunduğu dostlarına dış siyaset hakkında dış siyaset hakkında şunları anlatır: -

“Bir  Balkan  Birliği’ne  lüzum  vardır.Beni  bırakınız  ki  fırkamın lideri  olarak Balkanlar’da  bir  seyahat  yapayım.Balkan  devlet adamlarıyla  konuşayım  ve efkarı     umumiyeyi     hazırlayayım.Dünyanın    ufuklarında     kara     bulutlar görüyorum.Balkan  Birliği kurulabilirse,bir  Avrupa  Birliği’ne  yol  açılabilir.Batı devletleri de er geç birleşmiş olacaklardır."

Avrupa   Birliği   düşüncesi   ilk   olarak   ancak   II.Dünya   savaşı  sonrasında   ortaya çıkabilmiştir.1960’ların başında Batı ülkeleri tarafından üzerinde konuşulmaya başlanmış olan  bu  düşünce,1980’lere gelindiğinde  ancak   genişlemeye  başlayabilmiştir.  Oysa ki,Atatürk bakışlarını bir noktada yoğunlaştırarak dalgın bir halde  ısrarla şunları şunları söylüyordu:

“..Evet,bir  Balkan   Birliği  ve  sonra  da  Batı  Devletleri  Birliği beşeriyeti  ve ulusları,görünür  görünmez  felaketlerden  koruyabilir.Yoksa  insanlığın  başına gelecek sefalet ve ıstıraplara ölçü yoktur.Dünya bir uçurama doğru gidiyor…”

Uçaklarla İlgili Kehaneti

Atatürk uçakların henüz daha bırakın savaşlarda kullanılmasını normal günlerde bile kullanılmadığını ve birçok kimse için ölüm kutusundan başka bir şey olmayan günlerde ,Fransa’da Abidin Daver’e söylediği uçaklarla ilgili şöyle demiştir“Teyyareler gün gelecek savaşlarda önemli roller oynayacaktır.”

1908 yılında söylenen bu söz ,Abidin Daver’in hiç aklına yatmadığını itiraf etmiştir.Çünkü o yıllarda uçağı savaşta kullanılması akıllarda dahi yok gibi bir şeydi.

Annesinin Ölümüyle İlgili Gördüğü Rüya...

Zübeyde  Hanım  rahatsızlığı  artığından  Uşşakizadeler  ‘in  evinde oğluna  hasret  vefat eder.Ancak  bu   haber  Paşa’ya  nasıl  haber vereceklerini  düşünüyorlardı.  Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal ,aynı saatlerde trenle çıktığı Yurt  gezisinde uyumaktaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde  gördüğü kabus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanır..Bir sigara yakar  ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş’u çağırıp: -“Gördüğüm rüya canımı sıktı…”der. Ali Çavuş :

”Hayırdır  Paşam”  deyince  Atatürk  de  rüyasını  anlatır:  -“Pek  hayır olacağa benzemiyor.Kırlık     bir     yerdeymişiz.Her taraf yeşillik.Birden     bire     sel geliyor,annemi alıp götürüyor. Endişe ediyorum.Yaverlere  söyle,İzmir’e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…”

Acı haber tez gelir derler…Kısa bir süre sonra Yaver Salih’in yolladığı şifreli telgraf le gelir.Atatürk telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -“Annem öldü mü?” Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır“Başınız sağ olsun Paşam.” Gözleri yaşla dolan Atatürk : “Bana malum oldu..Bana malum oldu…Bunun kabusunu gördüm ben..Anam..Zavallı çilekeş anam..Benim anam öldü başka analar sağ olsun..diyerek koltuğuna çöker. Vatan hizmetinin zorunluluğu yüzünden annesinin cenaze törenine katılamaz.

Atatürk'ün Gizemli Rüyası

Dr. Reşit Galip Bey, Atatürk'ün bir rüyasını şöyle anlatıyor: "Mustafa Kemal, Ankara'ya geldikten bir süre sonra ilginç bir rüya görmüştü. Ertesi gün bana şöyle anlattı: "Reşit Bey, rüyamda bana 'Paşam, İnönü'den ne haber?'diye sordunuz. Ben de vaziyet kritiktir cevabı verdim. 'Kritik nedir? Anlamadım ki!'dediniz. Ben de 'Bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm'diyerek odama çekildim"

Mustafa Kemal bana bu rüyasını anlattığında düşman henüz İzmir'e çıkmamıştı, İnönü, mevkiide henüz bir önem taşımıyordu. Aradan yıllar geçti. İkinci İnönü Savaşı'nın kritik günlerinden biriydi. Mustafa Kemal'in arabası Millet Meclisi'nin önünde durdu. Hemen yanına koşarak, telaş ve endişe içinde, "Paşam, İnönü'den ne haber?" diye sordum. Aynen şu cevabı verdi: "Vaziyet kritiktir."

O zaman ben: "Kritik nedir? Anlamadım ki!" dedim. O da "Sana bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm" dedikten sonra gülümsedi ve "Hani Ankara'ya geldikten sonra bir rüya görmüştüm, hatırladın mı?" diye sordu. Hafızamı yoklayarak, rüyasını anlattım. Gülerek "İşte, rüya ayniyle vakidir. Ben İsmet'i tanırım, göreceksin 15 dakikaya kadar kendisinden muzafferiyet haberi alacağız." Gerçekten de 5 dakika geçmeden bir telgraf gelmiş ve İkinci İnönü Savaşı'nın da zaferle sonuçlandığını öğrenmişlerdi.

Atatürk ve Rakamlar

Atatürk'ün hayatında "9" rakamının kendine özgü önemli bir yeri olmuştur. Örneğin Atatürk'ün doğum yılı olan 1881 rakamı, "9" rakamı ile birçok ilişki göstermektedir.

1+8=9, 8+1=9, 18=2x9, 81=9x9, 18+81=99, 19x99=1881.

Atatürk'ün harb okuluna girdiği tarih: 1899
Vatanı kurtarmak için Samsun'a ayak bastı: 19/05/1919
Bandırma Vapuru'nda yolcu sayısı 19 'dur.
İttihat ve Terakki'nin yıllık toplantısına Trablusgarp delegesi olarak katıldı: 22/09/1909
Sivas Kongresi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesini kurdu: 04/09/1919
Erzurum Mebus adaylığını kabul etti: 19/10/1919
TBMM tarafından kendisine gazi ünvanı verildi ve mareşalliğe terfi ettirildi: 19/09/1921
Atatürk 19. yüzyılda 19 yıl yaşamıştır.
Atatürk 19. yüzyılın bitmesine 19 yıl kala doğmuştur.
Atatürk'ün ilk askeri görevi, 19. Kolordu Komutanlığı'dır.
Mustafa Kemal Atatürk: 19 harften oluşmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün nüfus cüzdanının numarası da 993814-B idi.

Bu sayı dizisindeki 938 rakkamı öldüğü yılı hatırlatmakta geriye kalan 9 ve
14 rakkamı da ölüm saatinin yakın bir benzeridir.

"Ne mutlu Türküm diyene" =19 harf.
"İstikbal göklerdedir" =19 harf.

Atatürk'ün Doğum Haritası

Atatürk’ün doğum tarihi ve saati bilinmemektedir. Doğum Haritasının oluşması için en önemli bilgiler bunlardır. Bu nedenle Batı Astroloji Sistemi (Tropik Zodyak) ile tarih ve saati bilinmeyen kişiye ait horoskop hazırlanması olanaksızdır. Ancak, dünyanın en eski ve etkili astroloji sistemlerinden olan Hint (Vedic) Astrolojisi ile doğum bilgilerinin bulunması mümkündür.

Bu yöntemi açıklayan bilgiler ünlü Vedic astrologu B.V. Raman’ın “Hindu Predictive Astrology” adlı eserinin 210. Sayfasında “Unknown Birth Times” (Bilinmeyen Doğum Zamanları) bölümünde bulunmaktadır. Ayrıca, hesapların nasıl yapıldığı “Mistik Hint Astrolojisi” adlı eserimde açıklanmaktadır. Vedic kurallarına göre yapılan araştırma sonucunda Atatürk’ün 17 Mayıs 1881, Salı günü, Saat 11.45 de Selanik’te dünyaya geldiği saptanmıştır.

Horoskopun Özellikleri

Atatürk’ün Batı haritasında yedi önemli gezegen ; Güneş, Merkür, Plüto, Neptün, Jüpiter, Venüs ve Satürn Başucunda (Mc) toplanmıştır. Boğa gibi değişmez grup burçta toplanan gezegenler kozmosta çok ender rastlanan olaylara neden olurlar. 5 Mayıs 2000 tarihinde Boğa burcunda toplanacak gezegenler için çeşitli senaryolar üretilirken, 1881 yılındaki kozmos olayında dünyaya nasıl büyük bir adam armağan ettiği gözden kaçırılmamalıdır.

Böyle bir mistik olayı binlerce yıl içinde çok ender zamanlarda görebiliriz. Atatürk’ün doğum haritası yeryüzüne gelmiş dünya çapındaki insanlar ile astrolojik kıstaslar altında karşılaştırıldığında, benzersiz olduğunu ispatlamaktadır. Atatürk’ün doğumundaki mucize Hint (Vedic) horoskopunda berrak biçimde görülmektedir.

Hint sistemine göre Atatürk’ün horoskopu çok güçlü, olağanüstü ve özel bir haritadır. Her şeyden önce Rasi ve Navamsa’da Yükselen burç Aslan’a rastlamıştır. İki haritada Yükselen aynı evde olması büyük başarı ve yükseliş işaretidir. Bunun yanında doğum haritasının en uğurlu ve bereketli evleri olan 5 ve 9.cu evlere önemli gezegenler yerleşmiştir.

Hint sisteminde en önemli gezegen olan Ay, “Parlak Ay” evresindedir ve 5.ci eve yerleşmiştir. Haritada çok etkin ve gizemli Yogalar bulunmaktadır. Bunlar içinde gözümüzü kamaştıran Yoga, Jüpiter ile Ay arasındaki oluşan “Gajakesari yoga” olmaktadır. Atatürk’ün doğum haritasının önemli bir özelliği de karmasının olağanüstü güzelliği ve yapısındaki geleceği görme (kahinlik) yeteneğidir.

Yorumlar (0) >>
Yorum Yaz

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Eğer üye değilseniz lütfen kayıt olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >
Google
 
GİRİŞ FORMU


Parolamı Unuttum
Yeni Üye
Adriana Lima
SONSUZ TASARIM