Atatürk ve Batı | Yazdır |  Posta
Kurtuluş Savaşı yeni bitmiş, Cumhuriyetin temel taşları konulmaya başlamıştı.

Daha sonra İngiltere tahtına oturacak olan Prens Edward, ülkesinin sömürgesi olan Hindistan'ı ziyaret ediyordu. Top ve trampet sesleri arasında gemisinden indi ve büyük bir düş kırıklığı yaşadı.

Kendisini karşılamaya, sadece birkaç mihrace ile birkaç yerli görevli gelmişti.

Üzgündü. Babası Beşinci George'a bir mektup yazdı ve sordu: "Acaba bu durum, Gandi'nin düzenlediği bir aşağılama gösterisi midir?"

İngiliz kralından gelen yanıt tarihe geçmiştir: " Hayır! Bunun nedenini Mustafa Kemal'in açtığı Kurtuluş Savaşı'nda aramak daha doğru olur..."

Batı'nın büyük devletleri, Kemalizm'in kendileri için yarattığı tehlikenin bilincinde idiler. Bugün Ortadoğu'nun çağdışı krallıklarını, şeyhliklerini kendi çıkarlarına uygun görenler, o günlerde de Vahdettin'i destekliyorlardı.

1922'nin şubatında, Mustafa Kemal Avrupa'ya bir kurul görevlendirmeye karar vermişti. Amaç Roma, Paris ve Londra'da Türk görüşünü anlatmaktı.

Padişahın ajanları, kurul üyelerinden Kâtip Kemal Bey'in evine gizlice girdiler. Gizli belgelerin fotoğraflarını çektiler. Ve Vahdettin bu belgeleri 6 Mart 1922 tarihinde, mabeyincisi ile İngiliz Yüksek Komi-serliği'ne gönderdi.

O dönemle ilgili olarak, Yüzbaşı Armstrong'un bir raporunda şu satırlar yer almaktadır:

"Padişahın lehinde bulunmak bize göre en sağlam siyasetti. Her emrimizi yerine getirmeye hazırdı..."

Vahdettin'in güdümündeki Isla mı Yüceltme Derneği'nin bildirilerinde şöyle deniliyordu:

"Yunan ordusunun, halifenin ordusu sayılması gerekir... Asıl kafaları koparılacak mahlûklar Ankara'dadır... Kim milliyetçilerle birlikte Yunan'a karşı giderse, seran kâfirdir..."

Vahdettin'in Adliye Nâzın Ali Rüştü ise, "Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini" istiyordu.

Şu sözler, ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee'ye ait:

" Yeryüzünde hiçbir devrim, Kemalist Türk Devrimi kadar dünyada şaşkınlık yaratmadı ."

Toynbee birkaç kez Türkiye'ye gelip incelemeler yapmıştı. Koşulları hazır olmadığı halde, köklü bir devrimin hızla yükselmekte olduğunu görmüştü. "Mazlum milletlerin kalbi ve kulağı artık Ankara'da idi. daha şimdiden, "dünün harap kasabası" Ankara Londra'nın önüne geçmişti. Atatürk hiçbir yurtdışı geziye çıkmadığı halde zamanın ünlü devlet adamları, Krallar, Şahlar, Başbakanlar Ankara'yı ziyaret kuyruğundaydılar.

Batı, Atatürk'ten sonra devrimin yaşayabileceğine inanmıyordu. "Tek engel" ortadan kalkınca devrim çökecek ve Batı "Lozan'da verdiklerini birer birer geri alacak" beklentisi yaygındı. Batı'nın en büyük umudu da, Türkiye'deki "gerici güçler"di.

Yani Atatürk'ü -ölümünden sonra- bizzat kendi ulusunun reddetmesiydi!

Batı Atatürk'ü istemedi, çünkü çıkarlarına aykırı idi. Ama bükemediği eli öpmek zorunda kaldı... Zamanın İngiltere Başbakanı, kendi parlamentosunun önünde çaresiz bir itirafta bulunacaktı.

"Böyle bir dahi ancak yüz yılda bir çıkar. O da bize rastladı..."

Atatürk, Batı'nın desteğini alarak Batılılaşma yolunda adımlar atmadı; tersine, Kemalizm bir anlamda Batı'ya karşın Batılılaşma anlamını taşıdı. Ama bu noktada, Atatürk'ün "Batılılaşma"dan ne anladığını iyi görmek gerekir. Daha 1923'te şöyle diyordu:

"Biz Batı uygarlığını, bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya uygarlığı seviyesi içinde benimsiyoruz... Ülkeler çeşitlidir, fakat uygarlık birdir ve ulusun ilerlemesi için de bu tek uygarlığa katılması zorunludur. Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklaması, Ba-tı'ya karşı elde ettiği zaferlerden çok gururlanarak, kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hata idi, bunu tekrar etmeyeceğiz... Türkler bütün uygar ulusların dostlarıdır. .."

Peki Türk Devrimi, acaba Fransız devriminin bir taklidi midir?

Atatürk bunu da şöyle yanıtlıyor:

"Fransa devrimi bütün dünyada özgürlük düşüncesini estirmişti. Ama o tarihten beri insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi Fransa devriminin açtığı yolu izlemiş, ama kendine özgü seçkin özelliği ile gelişmiştir. Çünkü her ulus, devrimini toplumsal olan hal ve durumuna, düzenin değiştirilmesi ve devrimin oluş zamanına göre yapar. .. Her ne kadar ulusların ve demokrasilerin işbirliği etmeleri gerekli ve olası ise de, işbirliği ancak bir tek amaçla, yani barışa yönelik gerçekleşir ve yararlı olur."

Atatürk, Neue Freie Presse muhabirinin bir sorusunu yanıtlarken de, Avrupa'ya bakış açısını şöyle özetliyordu:

"Bizi aşağı olmaya mahkûm sayan Avrupa bununla yetinmemiş, yıkılışımızı hızlandırmak için ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Bat) ve Doğu zihinlerinde birbirine karşı iki ilke söz konusu olduğunda, bunun en önemli kaynağını bulmak için Avrupa'ya bakmalı... İşte Avrupa'da daima mücadele ettiğimiz bu zihniyet vardır... Biz ulussever, gözleri açık adamlarız. Gözlerimizi her gün daha açıyor, işte ve dışta olup bitenleri görüyoruz. Ulusumuzun uygar uluslarla ilişkilerini kolaylaştırmak yararımızın gereklerindendir."

Aslında Atatürk'ün kafasında olan, "Batılılışma " değil "uygarlaşmadır". Üstelik de, kendi ulusal özelliklerimizi koruyarak uygarlaşmadır.

Türk tarihinin gün ışığına çıkarılması çalışmalarını Atatürk başlatmıştır. Bir yandan Orta Asya'ya öte yandan Hititlere, Anadolu'nun tarihsel derinliklerine kadar gidilmesinin öncüsü Atatürk'tür. Taklitçi saray kültüründen Anadolu'nun bin yıllık kültür sentezine dönüş Atatürk'ün eseridir.

Atatürk ne yabancı sermayeye karşı olmuştur ne da başka uluslarla işbirliğine... Ama -her konuda olduğu gibi- bu konularda da vazgeçilmez bir önkoşulu vardır: Toplumun ortak yaran ve eşitlik!

Yabancı sermayeye evet; ulusal çıkarların ve bağımsızlığın zedelenmemesi koşuluyla!

Bir kez daha yinelemekte yarar var: Kemalizm, Batı'nın desteğiyle değil, Batı'ya karşın bir uygarlaşma hareketidir.

Ahmet Taner Kışlalı
Atatürk ve Batı
Yorumlar (0) >>
Yorum Yaz

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekmektedir. Eğer üye değilseniz lütfen kayıt olunuz.


busy
 
< Önceki   Sonraki >
Google
 
GİRİŞ FORMU


Parolamı Unuttum
Yeni Üye
Adriana Lima
SONSUZ TASARIM